Eğitim HaberleriSon Dakika Gelişmeleri

Okullarda Güvenlik Krizi ve Pedagojik İhmallerin Sosyal Maliyeti

Okullarda güvenlik krizi son dönemde yaşanan trajik olaylarla birlikte eğitim sisteminin en hayati ve acil çözüm bekleyen yapısal sorunlarından biri haline dönüşmüştür. Teknolojik, ekonomik ve sosyokültürel yapılardaki hızlı dönüşüm ergenlik çağındaki öğrencilerin psikolojik dengelerini sarsarken eğitim yuvalarını da ne yazık ki birer şiddet sarmalına sürüklemektedir. Hazırlanan bu detaylı inceleme yazısında kamusal eğitimde rehberlik hizmetlerinin tarihsel gelişimi ele alınırken adli vakaların tırmanış nedenleri ve idari tedbirlerin yetersizliği usta bir editör diliyle mercek altına alınmaktadır. Metnin ilerleyen kısımlarında kurumsal güvenlik zafiyetlerini irdeleyen derinlemesine idari analizler ile ailelerin artan haklı endişelerine dair çarpıcı toplumsal saptamalar yer almaktadır. Sektörel etkileri ve eğitim sisteminin geleceğini anlamak adına gelin bu karmaşık ilişkiler ağını birlikte inceleyelim.

Dünyadaki hızlı değişim dalgası eğitim kurumlarında rehberlik faaliyetlerinin ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin kurumsallaşmasını bir zorunluluk haline getirmektedir. Ülkemizde bu yöndeki ilk pedagojik adımlar 1920’lerde atılmış olsa da ilkokul müfredatına kılavuz öğretmen tanımının dahil edilmesi ancak 1939 yılında mümkün olabilmiştir. Ortaokul düzeyindeki yapılandırma 1948 yılında gerçekleşirken okullarda modern psikolojik danışmanlık bölümlerinin açılması ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarından çok önce 1955 yılında başlamıştır. Aradan tam 71 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye genelindeki 74 bin okuldan 25 bininde hâlâ kadrolu bir rehber öğretmen bulunmaması çok büyük bir eksikliktir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) öğrenci sayısı 300’den az olan ilkokullara ve 150’den az olan ortaokul ile liselere rehberlik kadrosu vermeyerek kamusal eğitimde derin bir eşitsizlik yaratmaktadır. Okullarda güvenlik krizi yaşanmasını tetikleyen bu personel politikası devlet okullarını korumasız bırakırken özel öğretim kurumlarında 25 öğrenciye bir uzman verilmesi çelişkiyi büyütmektedir. Sektörel uzmanların değerlendirmelerine göre okullarda psikoterapi merkezlerinin kurulmaması ergenlik dönemindeki bireylerin suça eğilimini artırarak toplumsal güvenliği orta vadede ciddi biçimde tehlikeye atmaktadır.

Okullarda Güvenlik Krizi

Eğitim kurumlarında koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin çökmesi adli vakaların ve şiddet eylemlerinin okullara kadar sirayet etmesine zemin hazırlamaktadır. İlk rehberlik servisinin açıldığı Ankara-Mamak Demirlibahçe İlkokulu gibi köklü kurumlar istisnai olarak uzman kadrolarını korusa da genel tablo endişe vermektedir. Sınıf rehber öğretmenliği ve bütüncül psikolojik danışma uygulamalarının resmiyet kazandığı 2000 yılından sonraki süreç idari ihmallerin boyutunu da gözler önüne sermektedir. İktidarın ilk dönemini kapsayan 2002-2005 yılları arasında eğitim kurumlarında tek bir adli vaka bile kayıtlara geçmemişken son 25 yılın bilançosu adeta bir kan gölüne işaret etmektedir. Eğitimde rehberlik eksikliği neticesinde okullarda bıçaklı, silahlı ve ölümlü tam 57 ağır şiddet olayı yaşanmış ve bu süreç toplumsal hafızada derin yaralar açmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında okul saldırılarının araştırılması amacıyla muhalefet partileri tarafından sunulan tüm önergelerin siyasi saiklerle reddedilmesi ise kurumsal çözümsüzlüğü kronikleştirmektedir. Türkiye genelinde her okulun kendi sosyoekonomik yapısına uygun özgün şiddet eylem planları hazırlaması ve rehberlik bütçelerinin acilen bağımsızlaştırılması alınması gereken ilk pedagojik önlemdir.

Adli Vakaların Kronolojisi ve İdari Genelgelerin Sahadaki Yetersizliği

Eğitim kurumlarında dökülen kanın ve tırmanan şiddetin kronolojik seyri incelendiğinde idari makamların kalıcı çözümler üretmek yerine sadece kağıt üzerinde kalan emirler yağdırdığı görülmektedir. İlk trajik okul saldırısının 22 Kasım 2005 tarihinde Mardin-Nusaybin’de yaşanması ve 1 öğretmenin ölümüyle sonuçlanması sistem alarm vermeye başladığı ilk kırılma noktasıdır. Bu kanlı olayın ardından geçen 21 koca yıl boyunca katillerin de kurbanların da hep öğrenciler ve eğitimciler olması sosyolojik bir çürümeye işaret etmektedir. Bakanlık tarafından okullarda şiddetin önlenmesi amacıyla ilk resmi genelge tam 20 yıl önce 2006 senesinde yayımlanarak tüm teşkilata duyurulmuştur. Okullarda güvenlik krizi derinleştikçe 2007, 2014, 2018, 2024 ve nihayetinde 2026 yıllarında 5 yeni genelge daha yürürlüğe sokulmuş ancak hiçbirisi sahadaki gerçeği değiştirmeye yetmemiştir. Son idari emir Manisa’da yaşanan dehşet verici saldırıdan sadece 15 saat önce 7 bakanın canlı yayındaki ortak imzasıyla ilan edilmiş olmasına rağmen şiddeti durduramamıştır.

Protokol metinlerindeki imzaların mürekkebi dahi kurumadan okul koridorlarının savaş alanına dönmesi bürokratik tedbirlerin sahadaki realiteden ne kadar kopuk olduğunu açıkça kanıtlamaktadır. Yaşanan Manisa faciasının hemen ardından MEB merkez teşkilatının panik halinde okullara yazı göndererek acilen x-ray cihazı olan kurumların listesini istemesi tam bir koordinasyonsuzluk örneğidir. Eğer o okulda kan dökülmeseydi bürokrasinin eğitim kurumlarındaki teknik donanım eksikliklerinden ve arama cihazlarının varlığından haberdar olmayacağı gerçeği zihinleri bulandırmaktadır. 74 bin okulun sadece 31 binine güvenlik personeli tahsis etmekle övünen idare geride kalan 26 bin 340 okulda hiçbir korumanın bulunmadığını halktan gizlemektedir. Kamu eğitim bütçesinin doğru yönetilmemesi okulları kaderine terk ederken velilerin kendi imkanlarıyla okul aile birlikleri üzerinden koruma tutmaya çalışması kamusal eğitim ilkesini temelden sarsmaktadır. Bu bağlamda okulların fiziki güvenliğinin sağlanması adına her kuruma genel bütçeden doğrudan ödenek aktarılması ve kapı kontrol sistemlerinin standartlaştırılması hayati önem taşımaktadır.

Fiziki Güvenlik Donanımları ve Geçici Personel İstihdamının Doğurduğu Riskler

Eğitim ve öğretim yılının başında 60 bin devlet okulunun tamamına temel temizlik malzemesi, tuvalet kağıdı ve A4 kağıdı alacak kadar bile bütçe göndermeyen merkez bürokrasi sorumluluğu taşraya yüklemektedir. Fiyatları 400 bin Türk Lirası ile 2 milyon Türk Lirası arasında değişen x-ray cihazlarının acilen tedarik edilmesini emreden bakanlık bu harcamaların hangi kaynakla yapılacağını ise netleştirmemektedir. Toplum kaynaklarının verimli kullanılmaması okulları finansal bir çıkmaza sokarken 31 bin kişinin bahçe görevlisi adıyla sadece 9 aylığına geçici işçi olarak istihdam edilmesi göz boyamaktan ötedir. Okullarda güvenlik krizi gerçeğini perdelemek adına bu geçici işçilerin kamuoyuna profesyonel koruma görevlisi gibi sunulması idari bir kandırmacadan ibarettir. Resmi görev tanımları incelendiğinde bu bahçe görevlilerinin sadece olağan dışı durumları okul müdürüne bildirmekle yükümlü oldukları ve şüpheli şahıslara doğrudan müdahale etme yetkilerinin bulunmadığı açıkça görülmektedir. Yetkisiz yetkililer olarak okullarda görev yapan bu personelin profesyonel güvenlik eğitimi almamış olması olası bir saldırı anında facianın boyutlarını daha da büyütme riski taşımaktadır.

Okulların fiziki koruma kalkanlarının bu derece zayıf olması eğitim paydaşlarını açık birer hedef haline getirirken yönetsel zafiyetlerin faturasını yine masum çocuklar ödemektedir. Bakanlığın daha 6 ay önce okullardaki güvenlik risklerini birinci dereceden beşinci dereceye kadar puanlayarak sıralamış olması aslında tehlikenin devlet tarafından da bilindiğini tescillemektedir. Buna rağmen risk derecelerinin gizli bilgi denilerek anne ve babalardan saklanması demokratik şeffaflık ve bilgi edinme hakkının açık bir ihlalidir. Velilerin evlatlarını gönderdikleri eğitim yuvalarının ne kadar güvenli olduğunu bilmeye ve buna göre talepte bulunmaya en doğal hakkı vardır. Sorumlu makamların her cinayet ve yaralama vakasından sonra matbu kınama mesajları yayımlayarak şifa dilemesi toplumda infiale yol açan okulda saldırıya uğrama korkusunu ortadan kaldırmamaktadır. Sektörel olarak alınması gereken en radikal önlem okul güvenliğinin geçici işçilere değil mutlak surette İçişleri Bakanlığı (İB) kadrosundaki eğitim kolluğu birimlerine devredilmesidir.

Eğitimde Fırsat Eşitsizliği ve Bakanlık Düzeyinde Kurumsal Sorumluluk

Milletin çocuklarının ultra güvenlikli ve lüks kolejlerde okuma imkanı bulamadığı günümüz ekonomik konjonktüründe devlet okullarındaki manzara tam bir çaresizliği gözler önüne sermektedir. Kamusal eğitimde yaşanan bu çöküş okullarda askıda tost, askıda önlük, askıda çanta ve nihayetinde askıda öğrenci gibi acı sosyolojik kavramların doğmasına yol açmıştır. Okullarda güvenlik krizi pedagojik süreçleri baltalarken dindar ve kindar nesil yetiştirme iddialarının neticesinde okullar birer şiddet yuvasına dönüşmüştür. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve diğer toplumsal muhalefet odaklarının eğitimdeki bu çürümeye karşı yükselttiği sesler ise bakanlık koridorlarında karşılık bulmamaktadır. Ortaya çıkan bu ağır tablonun ardından MEB Bakanı Yusuf Tekin ile bakan yardımcıları Celile Eren Ökten, Cihad Demirli, Bilal Macit ve Ömer Faruk Yelkenci kurumsal sorumluluk alarak görevlerinden ayrılmalıdır. Makam koltuklarının masum çocukların canından ve geleceğinden daha değerli olmadığı gerçeği artık tüm devlet bürokrasisi tarafından net bir şekilde idrak edilmek zorundadır.

Eğitim sisteminin yeniden ayağa kaldırılabilmesi ve okulların güvenli limanlar haline getirilebilmesi için radikal bir paradigma değişimine ihtiyaç duyulmaktadır. Sorumluların görevden affını istemesi kurumsal şeffaflığın ve hesap verebilirlik ilkesinin tesisi adına atılacak ilk onurlu adım olacaktır. Sadece binaları x-ray cihazlarıyla donatmak ya da etrafına yüksek duvarlar örmek çocukları korumaya yetmeyecektir; asıl olan eğitimdeki manevi ve pedagojik erozyonu durdurmaktır. Okul aile birliklerinin üzerindeki finansal baskıların kaldırılarak tüm devlet okullarının temizlik ve güvenlik harcamalarının kamusal bir hak olarak devlet tarafından karşılanması yasal güvenceye bağlanmalıdır. Geleceğe dair umutların koridorlarda dökülen kanla sönmemesi adına sivil toplum kuruluşlarının ve sendikaların da katılımıyla ulusal bir eğitim güvenliği şurası toplanmalıdır. Ancak bu bütüncül reformlar hayata geçirildiği takdirde eğitim sistemimiz prangalarından kurtularak yeniden çocukların güvenle koşturduğu ilim yuvaları haline gelebilecektir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın